Türkiye'nin en kapsamlı Türkçe glokom sitesine hoşgeldiniz...  



 
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 

Glokom İlaçlarının Yan Etkileri

 

Lokal Uygulanan Göz İlaçlarının Sistemik Yan Etki Mekanizmaları;

Göze uygulanan damlaların sadece %1-5’inin göze aktif olarak penetre oldugu saptanmıstır. Bu aynı zamanda ilacın %80’in sistemik dolaşıma geçtiğini ifade etmektedir. Birçok topikal göz ilacının bu kadar düşük biyoyararlanımının olması, ilaçların göze penetrasyonunun karmasık bir yol izlemesinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden ilaçlar yüksek konsantrasyonda etkin madde içermekte, bu da sistemik yan etkileri daha da artırmaktadır. Bir damla ilacın hacmi yaklaşık 50IL dir. Alt göz kapagı kenarındaki göz yası menüsküsünün hacmi ise yaklasık 30IL dir. Bu damlatılan ilacın %40’nın (20IL) hiç kornea ile temas etmedigini ve lakrimal yol aracılığı ile oldukça fazla miktarda damarsal yapı gösteren nasal mukozaya oradan da sistemik dolasıma geçtigini ifade etmektedir. Göze giris sansı bulan ilaçların en fazla kullandıkları kapı ise korneadır (%80). Kornea epitel hücre membranlarının lipofilik yapısından ötürü daha çok non-iyonize moleküllerin geçişine izin verirken, stroma nispeten sudan yogun bir ortam olmasından dolayı daha çok iyonize moleküllerin geçişine izin vermektedir. İlacın korneadan geçişinde etkin molekülün iyonize ve non-iyonize formlarının dengesine bağlıdır. %laç molekülleri aynı zamanda konjonktivadaki lenfatik kanallar aracılığıyla da absorbe edilebilmektedir. Bu yol sağlıklı gözlerde çok aktif değilken, inflamasyon veya herhangi bir nedenle konjonktval hiperemi gelişmiş gözlerde önem kazanmaktadır.

Sklera yapısından dolayı hidrofilik moleküllere, korneadan daha fazla geçis sansı vermesine ragmen kendisini çevreleyen konjonktiva bu geçisi oldukça sınırlamaktadır. Göz ilaçlarının biyoyaralanımı esas olarak etkin molekülün özelliklerine ve uygulama sırasında gözün durumundan etkilenmektedir. Damların çogu süspansiyon formunda olmakla birlikte bir kısmı da solüsyon formunda hazırlanmaktadır. Süspansiyon seklindeki ilaçların içerigindeki solid ilaç içeriği korneal sinir uçlarını uyarmakta, solüsyonların ise etkin molekülün iyonize formda hazırlanması nedeniyle kornea epitelinden geçisi sınırlanmaktadır. Oftalmik jeller ilacın kornea ile temas süresini uzatarak ilacın biyoyararlanımını artırmaktadır. Kısaca ilaçların korneadan geçisini belirleyen önemli faktörler; etkin molekülün konsantrasyonu, kornea ile temas süresi ve absorbsiyon hızı, molekül ağırlığı, elektrokimyasal özelliği, göz yası film tabakasındaki proteinlere bağlanma oranı ve göz yasının buharlaşma hızı seklindedir.

İlacın korneada metabolize olması da biyoyararlanımı oldukça etkilemektedir. Prodrog seklinde uygulanan ilaçlar epitelden ve stroma dan geçisi kolaylastıracak özellikler gösterir. Dipivefrin, epinefrin esteri olup epinefrinden 600 kat daha fazla lipofilik özellik gösterir. Epiteli geçen ilaç korneal esterazlar tarafından hidrolize edilerek epinefrin açığa çıkar. Bu şekilde saf epinefrin uygulamasından 17 kat daha fazla biyoyararlanım elde edilir.

Ayrıca kardiyovasküler yan etkilerde sınırlandırılmış olur. Kornea epitelinin yapısında değişim ve stromal ödem ilaç kinetigini degistirerek penetrasyonu artırır. Ayrıca inflamatuar durumlarda konjonktival hiperemi ile ilacın lenfatik emilimi artmakla birlikte eger varsa ön kamarada protein artısı da ilacın proteine baglı formunu artırmakta dolayısı ile ilaç yarılanma ömrünü uzatmaktadır.

Önceden bahsedildigi gibi ilacın sistemik dolaşıma geçmesindeki ana yol göz yası drenaj sisteminden olmaktadır.

Damlanın yaklasık 20IL’lik fazla kısmı hemen drenaj sistemi ile nasal mukozaya ulaşmakta ve buradaki kapillerler aracılığıyla absorbe edilmektedir. Bu sekilde ilaç karaciger eliminasyonundan da kaçmıs olur.

Birden fazla ilaç kullanan hastalar eğer ikinci ilacı birincinin hemen peşine damlatırlarsa yine sistemik emilimi artırırlar. Konjonktival yol sistemik emilimin diğer bir parçasıdır. Korneanın yüzey alanı 1cm2 iken konjonktivanın yüzey alanı yaklaşık 17 cm2’dir. %laç bu yüzeyden pasif olarak geçmektedir. Bu pasif hareketin esas belirleyicisi ilacın biyokimyasal özellikleridir. Ayrıca ön kamaraya giren ilaç, humör aköz drenaj yolu ile episkleral dolasıma veya iris ve silyer cisim yolu ile uveaya geçerek sistemik dolasıma katılır. Sabah-aksam damlatılan M-bloker damlaların genellikle her iki göze damlatıldığında göz önüne alınırsa bu tür ilaçların oral alınması gibi sistemik M- reseptörler üzerinde etkisi olduğu bildirilmektedir. M-bloker ajanlar oral olarak alındığında yaklaşık %90’ı karaciğerde metabolize olmaktadır. M2-reseptör subtipinin blokasyonu nedeniyle ortaya çıkabilecek bronkospazm reaksiyonu genellikle ilacın ilk uygulamasından 30 dakika sonra izlendiğinden hastalara ilk ilaç uygulamasının gözetim altında yapılması önerilmektedir.

Göz damlalarının sistemik emilimini azaltmakta birkaç basit kural bulunmaktadır. %ki damla arasında 5 dakika beklemek, inferior lakrimal punktum lokalizasyonuna baskı uygulamak ilacın sistemik emilimini azaltır. Punktum basısı ayrıca ilacın kornea yüzeyi ile olan temas süresini de uzattığından ilaç biyoyaralanımınıda artırır. Damla volümünün yaklasık 10IL’ye indirilmesi de fazla olan ve lakrimal kanala geçen miktarı azaltmada etkilidir. Bu basit yöntemlerin yanı sıra bazı farmakolojik yöntemlerde bu amaca yönelik geliştirilmiştir. Epinefrin öncüsü olan Dipivefrin ile oküler emilim artırılırken, Klonidin derivesi olan Aproklonid’in ile ilacın kan-beyin bariyerinden geçisi dolayısı ile santral etkileri minimalize edilmeye çalışılmaktadır. İlacın kornea temas süresini uzatmaya yönelik üretilen göz jelleri aynı zamanda etkin molekülün düşük konsantrasyonda içermesiyle yan etkileri azaltır.

Öte yandan çocuklar topikal ilaç uygulaması sonucu izlenen sistemik yan etkilere, dozun kilo ayarlı olmaması, karaciğer ve diğer organların ilaç metabolize etme kapasitesinin tam olarak gelişmemesi, kan-beyin bariyerinin henüz immatür olması nedeniyle daha açıktırlar.
 

Menüye Dön


   powered by: minduce |